DAMLALAR
Bu gün sizinle güzel bir hikaye paylaşmak istiyorum. Hikaye, bir çiftçinin en iyi buğdayı nasıl ürettiğini anlatıyor.
“Her yıl yapılan 'en iyi buğday’ yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:
-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.
-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? Diye sorulduğunda,
-Neden olmasın? Dedi çiftçi.
-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.”
Şimdi bu hikayeden alınacak dersleri tek tek tartışmak gereksiz. Her şey apaçık ortada.
Unutmaya yüz tuttuğumuz ve yeri geldiğinde övünmekten de geri kalmadığımız iyilik duygularımızı gün yüzüne çıkarma zamanı geçmiyor mu?
Dostları, komşuları mutlu olan insan da mutlu olmaz mı? Onların huzurlu olmasının kendisine faydası yok mu?
Sevmek paylaşmak değil midir? Hep demez miyiz?” Sevgi paylaşıldıkça çoğalır.”
Bütün güzellikler en yakınımıza gülümsemekle başlar. Eşimize, çocuklarımıza, komşumuza, , mahallemizin sakinlerine, mesai arkadaşlarımıza…
“ Durduk yere nedir şimdi bu ?” Dememek ,hemen şimdi başlamak lazım.
Özellikle dünyayı bunaltan krizlerin yaşandığı şu günlerde gülmeyi unutmuş o kadar dostumuz var ki. Bakarsak çevremizde, kim bilir belki de aynada görürüz.
Kin ve nefretin başarabildiği ne var sizce? İnsan hayatını zehir etmekten başka?
Olgun düşünmek de huzurlu ,saygılı bir ortamda yaşamamıza bir etken değil mi? Sinirlerimize hakim olursak,dünyada birlikte yaşadığımız diğer insanların varlığını ve onların da bizim gibi güvenlik,sağlık ve huzur kaygıları taşıdığını unutmazsak, bu işi başarırız gibi geliyor bana.
Kıskançlığın tatlı rekabete, kin ve öfkenin sevgi ve saygıya, hasetin tahammüle, aç gözlülüğün kanaatkârlığa dönüştüğü güzel bir dünyayı elbette ki biz kuracağız. Yoksa bütün güzel değerlerimizin yerini hiç alışkın olmadığımızı söylediğimiz ama her gün onunla yaşadığımız kibir alacak. Kibir ise kişinin sosyal hayatının sonu demek. “Ben” demek.
Ne güzel söylemiş Yunus Emre :
“Gelin tanış olalım,işi kolay kılalım ,sevelim sevilelim,dünya kimseye kalmaz”
Mutluluğun suya düşen bir damla olduğunu düşünelim. Damla, düştüğü yerde halkalar oluşturarak etrafa yayılır.
Haydi ! Damlaları gönderelim. İlk damlayı en yakınımıza gülümseyerek başlatalım.
Deniz Dengiz ŞİMŞEK