Biz Allah'ın en mücrim kuluyuz ki; Şehit Furkan ile ilgili yazı yazmak dahi bizim için ağır gelir.
Lakin bilinmesi ve anlaşılması gereken o kadar şey var ki! Susmak, şeytan ile iş birliğinden öteye gitmez.
Bir imtihan üzere gönderildiğimiz bu fani dünya da bizler günhanların içinde boğuşurken, daha 19 yaşında Allah için cihad eden bir kardeşimizin şehadet haberini duyduk.
Üzülmemek elde değil fakat o şehadet ki; Allah yolunda Hakk'a kavuşmasının arefesi ve şehitlik mertebesi ise Furkan için üzülmek ne kelime...
Eğer üzülecek bir olay varsa, o da bizim günahkarlığımızdır.
Üzülecek bir durum varsa şehit olamayışımız, Hakk'a “Yüzümüz ak” varamayışımızdır.
Üzüleceksek eğer Furkan kardeşimize değil, kendimize üzülelim.
Allah'ın huzurunda semaya yükselen dualarla ağlayalım, hıçkıra hıçkıra...
“Ben bu dünya bataklığında çürüdüm. Allah'a layık kul, Habibine layık ümmet olamadım” diye haykıralım...
Haykıralım ki; Huzur-u Mahşerde Cenab-ı Hakk'ın huzuruna varınca;
“Ey kulum, ben seni bu kadar günah için mi yarattım” dememesi için...
Haykıralım ki; İki cihan serveri, Fahr-i Kainat Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V.)'in “İşte bu benim ümmetim” diyeceği kullardan olabilmek için...
...
Ne yazmaya ne de söylemeye yüzümüz var...
Biz o kadar günahkarız ki!
Allah yolunda bir şehide üzülmek bize düşmez... Ağlamak bize düşmez...
Bize düşen kendi halimize ve günahlarımıza üzülmektir, ağlamaktır...
Ve yalvarmaktır...
Son nefesimize kadar yalvarmak...
Gün Furkan için ağlama günü değil, toy günüdür.
Ağlamak...
Kendi halimize yakışır,
Acizliğimize yakışır,
Gafilliğimize yakışır,
Şehadetin Kutlu olsun kardeşim...
Dünyada alamadın nasibini, ahirette muradına erer, Resul-u Ekrem Efendimize komşu olursun inşallah!