M.GÜNAY SIDDIKOĞLU
KUR'AN YILINDA KUR'AN-I ANLAYARAK NAMAZ KILMAK
Cenâb-ı Hakk, "Kur'an-ı anlayasınız diye Arapça bir Kur'an olarak indirdik" buyuruyor, bu bakımdan Kur'an-ı anlayarak okumak asıldır. İmam-ı Azam'a göre de "Kur'an'da asıl olan lafız değil mânadır." Çünkü Cenâb_ı Hak Kur'an'dan önceki kitapları (İncil, Tevrat, Zebur) Arapça değil başka dillerde göndermiştir.
İmam-ı Âzam'ın sözleri, Kur'an-ı Kerim'in manasının lafzından daha önemli ve asıl olduğuna ve Kur'an-ı Kerim'i anlayarak okumanın gereğine işaret eder. Namazı huşu ile kılmak için namaza okunan başta Fatiha olmak üzere diğer sure ve duaların manalarını öğrenmek ve bu manaları düşünerek namaz kılmak gerekir. Bunun için gerek Diyanet Teşkilatı gerekse Milli Eğitim Bakanlığı tarafından namazda okunan sure ve duaların anlam ve tefsirlerinin öğretimine önem verilmesi gerekir.
Mevlana Hazretleri FİHİMAFİH adlı eserinin 129. sayfasında şöyle ediyor:
"Rivayet edilmiştir ki: Peygamber (Tanrı'nın selâm ve salâtı onun üzerine olsun) zamanında ashaptan her kim, yarım veya bir sure öğrenirse, ona büyük adam derler ve bir yahut yarım sureyi biliyor, diye parmakla gösterirlerdi. Çünkü onlar adeta Kur'an-ı yerlerdi. (iyice hazmederlerdi.) Bir veya yarım batman ekmek yemek hakikaten güç bir iştir. Fakat ağızlarına alıp çiğneyip, çiğneyip atarlarsa, bu şekilde yüz bin merkep yükü ekmek yenebilir. (Peygamber): "Ne kadar Kur'an okuyan vardır ki Kur'an ona lânet eder" (Hadis.) buyurmamış mıdır? İşte bu, Kur'anı okuduğu halde manasını bilmeyen ( ve manasına göre hareket etmeyen) kimse hakkında söylenmiştir… (FİHİMAFİH sayfa 129, İst 1985, Milli Eğtim Basım Evi, çeviren Meliha Ülker TARIKÂHYA)
Yine aynı eserde Mevlâna hazretleri şöyle der:
Mukri (okuyucu) Kur'anı bilerek okuyorsa (Tanrının) diğer kitabını niçin kabul etmiyor? Kur'an okuyan birine anlattım ki: Kur'an, de ki; Tanrı'nın sözleri için deniz mürekkep olsa, bir misli de ona ilave edilse sözler bitmeden deniz tükenirdi (Kur'an, Kehf suresi, Âyet.109) buyuruyor. Kur'an elli dirhem mürekkeple yazılabilir. Bu Tanrının ilminden bir işaret bir parçadır ve O'nun bütün bilgisi bundan ibaret değildir. Bir attar bir kağıt parçasına ilaç sarsa, sen: "Bütün dükkan bunun içinde" der misin? Bu aptallık olur. Nihayet Musa, İsa ve daha başkaları zamanında da Kur'an vardı; Hak kelamı mevcuttu. Fakat Arapça değildi.( Mevlana, Fihimafih, 128-129) Burada Mevlâna hazretleri Kur'an-ı Kerim'i anlayarak okumaya ve anlamanın esas olduğuna ve asıl büyük kitabın "Kitâb-ı Ekber"in "Kâinat" olduğuna dikkat çekiyor.
Hz. Peygamber, bir namazda okuduğu surenin bir ayetini atlar. Namazı bitirdikten sonra arkasındaki cemaata: ´Ben ne okudum?´ diye sorar Cemaat susar... Bunun üzerine aynı suali Übey b. Ka´b´a sorar. Übey ´Filân sureyi okuyup, falân ayetini terkettin. Bu ayetin neshedilip edilmediğini bilmiyoruz´ deyince Hz. Peygamber ´Sen bu işin ehlisin ey Übey?´ buyurduktan sonra diğerlerine dönerek şöyle der: "Namaza gelip de saflarını tamamlayarak duran ve peygamberleri aralarında bulunan sizlere ne oluyor ki, Allah´ın Kitabı´ndaki size hangi sûrenin okunduğunu bilmiyorsunuz? İyi bilin ki, İsrâiloğulları da sizin yaptığınız gibi yapmıştı. Allah Teâlâ peygamberlerine ´Kavmine söyle! Bedenleriyle huzuruma geliyor ve dillerini bana veriyorlar; fakat kalpleriyle benden uzaklaşıyorlar. Yaptıklarının batıl olduğunu bilsinler, diye vahyetmiştir". (Muhammed b. Nasr, Kitab ´us-Salât, (mürsel olarak); Deylemî, (Übey b. Ka´b´dan); Nesâî, (Abdurrahman b. Ebzî´deıı sahih olarak)
Bu hadisi şerif aynı zamanda namazda okunan surelerin manalarının bilinmesine delalet eder.
NİSA SURESİ 43. "Ey İnananlar! Sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar, cünüpken, yolcu olan müstesna gusledene kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolcu iseniz yahut biriniz ayak yolundan gelmişseniz veya kadınlara yaklaşmışsanız ve bu durumda su bulamamışsanız tertemiz bir toprağa teyemmüm edin, yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allah affeder ve bağışlar."
Sahâbeden birisi içkili olması sebebiyle Kâfirûn sûresini yanlış okuması sonucunda hemen akabinde Nisâ sûresindeki bu âyet gelmiştir. Sevgili Peygamberimiz de uykulu ve ne dediğini bilmeyecek bir halde namaz kılınmasını yasaklamıştır:
"Sizden birinizin namaz kılarken uykusu geldiği zaman namazı bıraksın ve ne dediğini bilene kadar uyusun. Çünkü böyle bir durumda kişi istiğfar edeceğim derken kendi kendisine hakaret edebilir."
Besa'ir-ül Kur'an tefsirinde Ali Küçük Nisa suresi 43. ayetin tefsirini yaparken şöyle diyor:
"İçkili olan, ya da namazda uyuklayan kişi ne dediğini bilmez bir vaziyette Allah'a teslimiyet bildirirken belki isyan içine düşebilir. Sarhoşken Allah'ı övecekken belki de Allah'ın gazabını celp edecek sözler söyleyebilir. İşte insan eğer namazda ne dediğini, ne okuduğunu bilemeyecek kadar sarhoşsa namaza yaklaşmayacak. Namaz kılamayacak kadar aklı olmayan kişi namaza duramaz. Böyle bir adamın namaz kılması caiz olmadığı gibi ona bir şey de anlatılamaz. Tıpkı uyuyan bir kimseye bir şeyler anlatmaya benzer buna anlatmak. Zira sarhoştur o.
Namaza başlarken "Allahu Ekber"derken, "Elhamdü lillahi Rabbil âlemin" derken, "Sübhanallah" derken, "İyyake nabudu ve iyyake nesteiynu" derken bunların ne anlama geldiği bilmeden bir namaz kılıyorsa bir Müslüman, onun kıldığı namaz sarhoşun kıldığı namazdan farksızdır." (Ali Küçük, Besa'ir-ül Kur'an)