Şahsi konuları pek fazla bu köşeye taşıma meraklısı değilim. Fakat gel gör ki; bazı zamanlar nefsimize yenik düşüyoruz. Bazılarının olduğu gibi!
Öyle Gülüp/ağlanacak pek fazla birşey yok esasında, biraz “Düşünmek” ve kafa yormak kafi aslında...
Ancak, zihnini farklı olay ve imkanlar peşinde yoranların bu durum karşısında gülüp/ağlamasından başka birşey bekleyemiyoruz.
Fazla felsefe yapmaya gerek yok!
Felsefe yapmadan anlatmak istediklerimiz anlaşılmış olsa! veya yasal haklarımız “Gasp” edilmiş olmasa! emin olun ki; bu satırları daha önemli bir konu ile doldurmaya çalışırdık!
Konu her ne kadar şahsım ile alakalı ise de bir o kadar da hem mesleki hemde toplumsal bir tepkinin yansıması olarak algılanmaladır.
***
Öncelikle Erciyes Üniversitesi Rektörü sayın Keleştemur ile görüşmediğim ve kendisini bunun gibi basit konularla meşgul etmek istemediğim için; bugün kısa bir giriş yapmak istiyorum.
Eğer bir “Kasıt” yahut “Art niyet” sezersem bende birileri gibi çıkar gazetelere demeç veririm: “Üzerime gelip baskı kuruyorlar” diye!
“Aracımı Üniversite'den içeri almıyorlar” diye oralığı ayağa kaldırırım.
Konu küçük veya büyük! Yinede Rektör Bey'in ilgi göstereceğini bilerek fazla detaya girmeyeceğim...
Aşağıda kullandığım ifadelerin hepsini “Rektör Bey dışında” kim üzerine almak istiyorsa buyursun alsın!
Erciyes Üniversitesi'de yapılan özelleştirmelerden sonra yaşanan bir takım sıkıntıları zaman zaman sizlere aktardık.
Kampüs içerisinde hocaların “Pusuya düşürülüp” evinin önünde dövülmesinden, gazetecilerin tartaklanmasından tutunda birçok konuyu bu satırlardan sizlerle paylaştık.
Bununla birlikte“Yarının Bilim adamları, avukatları, doktoları, iktisatçıları öğretmenleri, gazetecileri..vs gibi” Türkiye'nin geleceğinin emanet edileceği gençlerin hangi şizofrenik hastalık ile boğuştuğu belli olmayan, psikolojik travmalarını iyileştirememiş, üzerindeki üniforma ile kendi “Polis” zanneden, İşe girebilmek için aşındırmadığı “torpil” kapısı bırakmayan, herkese eşit mesafede olmak ve davranmak yerine, kimisine kasıtlı olarak, kimisinin kaşına gözüne bakarak, kimisine ise “Yalvardığı, Abi Valla almaya gidiyorum” dediği için kapıyı açanları da yine sizinle paylaşma ihtiyacı hissetik.
Hele hele kendini “Külhanbeyi” zannedip, “Bu üniversitede Yönetim izin vermezse fotoğraf dahi çekemezsiniz” diyenlerins olduğunu önce üstlerine, sonra kamuoyuna ifşa etmek istedik.
***
Yahu! Neyi gizliyorsunuz?
Neyi saklıyorsunuz?
Yoksa sorumluluğunuz olan alan içerisinde “Ergenekon” kazısı yapılıyor da! Basından mı saklıyorsunuz?
Başbakanlığın, İçişleri Bakanlığı'nın ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nün vermiş olduğu kartları görmezden gelip-tanımayıp, “Devlet içinde Devlet” olduğunuzu mu zannediyorsunuz?
Yoksa Türkiye Cumhuriyeti bölünüp parçalandı da her ilde bir Üniversite Özerkliği kuruldu bizim mi haberemiz yok!
Kampüse “Polis bile giremez” derken, Polise bir art niyetiniz olduğundan mı? Yoksa kendi polislerinizi kendiniz oluşturduğunuzdan mı bu tavrı sergiliyorsunuz?
Bu ve bunun gibi konularda hassasiyeti olan değerli yöneticelerin olduğunu bilerek bu örnekleri çoğaltmak istemiyorum.
Yoksa Sırrı Sakık ve Hasip Kaplan'la bile yarışa girseniz, onları geride bırakırsınız?
Velhasıl, Erciyes Üniversitesi'nde bazı(!) konularda birçok sıkıntılar(!) var...
Burada mesajın yerine ulaşacağını bildiğim için sadece bir isim verdim.
Bunların düzelmesini ümid ederek; siz bu yazıyı okuyunca, “kime yazmış” diye düşünün!..
Hatta “Yazmış olmak için bile yazmış” deyiverin!
Ümid ediyorum ki; yarın nefsime yenik düşmem!